Ağladım, ağladım, yoruldum, sustum, sonra yine ağladım

4 Nov

Az sonra zaman ayırırsanız okuyacağınız satırlar  “Eylül 12’den Vurdu ” adlı kitaptan alıntıdır. Beni o kadar etkiledi ki sizlerle de paylaşmak istedim. Öyle hayatlar var ki bilmediğimiz, tahmin bile edemediğimiz  bu hayatlarla karşılaştığımızda tokat gibi çarpıyor yüzümüze gerçekler. İşte bunları okuyunca kendime geliyorum, şımarıklığı üstümden atıp silkeleniyorum ve şükrediyorum.

Mart ayı gelmişti ama kızım hala okumaya geçmemişti. Ödevlerini yapmamak için bir sürü bahane buluyordu. Elimden geldiğince ilgileniyor, çalışma şevki kazanması için çabalıyordum. Ancak hiçbir gelişme yoktu. Adeta inatla okuma-yazma öğrenmemeye çalışıyor gibiydi. Öğretmenliğin kazandırdığı bütün deneyimlerimi kullanıyor, hiçbirinin işe yaramadığını gördükçe paniğim artıyordu. 

Kızımdan bir yaş küçük oğlum ve henüz yedi aylık bebeğim den çalabildiğim her dakikayı kızıma ayırıyor, ancak öğretmeniyle her konuştuğumda büyük bir düş kırıklığı ile eve dönüyordum. ‘Kızım acaba geri zekalı mı’ diye düşündüğüm oluyor, bu düşünceler yüzünden beynimin zonklamasını geçirmek için iki, üç tane ağrı kesici almak zorunda kalıyordum. 
O soğuk mart akşamında, sönmeye yüz tutmuş sobanın yanında, kızıma heceleri söktürebilmek için uğraşırken, onun ilgisizliği kalan son sabrımı da tüketti. Ayların birikimiyle kızı mı omuzlarından tutup, silktim ve minicik yanağına hatırladıkça utandığım’ bir tokat attım. Yanağı kıpkırmızı oldu. Şaşkın ama kızgın baktı. Ağlamamak için minik dudaklarını sürekli büküyor, bakışları kalbimin ötelerine doğru ok gibi ilerliyordu. 
Sessizliği bozan ben oldum.
“Neden? Nazlıhan neden? Niçin okumayı öğrenmek için gayret göstermiyorsun? Sen aptal değilsin. Neden kendine aptalmışsın gibi davranılmasına izin veriyorsun?” 
Bir an durdu, sonra sesinin bütün yırtıcılığı ve kiniyle, “Çünkü ben okumak istemiyorum”diye haykırdı. Kulaklarıma inanamıyordum. Yüksek tahsil yapıp, iyi bir geleceği olacağını düşledim biricik kızım, benim, ben öğretmen Emine Özgenç’in kızı “Okumak istemiyorum” diye bağırıyordu. 
Hayal kırıklığı ve şaşkınlık içerisinde “Neden?” diye sorabildim.
“Çünkü ben senin gibi okuyup, öğretmen olup, çocuklarımı evde yalnız bırakıp işe gitmeyeceğim, Çalışmayacağım, Ben sadece anne olacağım.” 
Kızım konuşmuyor, adeta beni tokatlıyordu. Başım dönüyor, gözüm kararıyor, bu sözlerin gerçekten kızıma mı ait olduğunu anlamaya çalışıyordum. Evet bu sözleri bana yedi yaşındaki kızım söylüyordu. “İnsan şimdi bayılmaz da ne zaman bayılır” di ye düşündüm. Sanki, birden, gözlerimin önünde bir sinema perdesi açıldı ve acı bir film oynamaya başladı. Yozgat’ın Nohutlu Tepesi’nde, o her çıkışımda hiç bitmeyeceğini düşündüğüm yokuşun başındaki bir türlü ısıtamadığım evi hatırladım. 
12 Eylül sonrası, eşimin (birçok insana yapıldığı gibi) hiç anlayamadığım bir tarzda ve sebepsizce tutuklanıp cezaevine götürülüşü. Aylarca tutuklu olduğu halde mahkemenin bir türlü başlamayışı. Yıllarca süren ve benim, eşimin neden tutuklandığını beraat ettikten sonra bile anlamadığım mahkemeler. Bakamadığım için dokuz aylık oğlumu Samsun’a, anneme bırakmam. Bakıcı ve anaokulu masraflarını karşılayamadığım için, iki yaşındaki kızımı her gün çalıştığım liseye götürüşüm. Yavrumun öğretmenler odasında koltuklarda uyuyuşu. Uykusunun en derin yerinde çalan teneffüs ziliyle yavrumun fırlayıp koltuklara oturuşu. Sonra müdürün beni çağırıp, “Bak Emine Hanım, biliyorum zor durumdasın ama seni gören herkes çocuğunu okula getirmeye başladı. Burası çocuk yuvası değil ki. Bir daha kızını okula getirme” deyişi. O günden sonra iki buçuk yaşındaki kızımı o koskoca, o sopsoğuk evde, yalnız başına bırakıp, dönene kadar kızımı koruması için Allah’a yalvarışlarım. Acıkır ve susar diye etrafa bıraktığım su bardakları ve yiyecekler. Her akşam eve döndüğümde yavrumu bir köşede battaniyenin altında büzüşmüş buluşum. 
“Yavrum, iyi misin? Korktun mu?” diye sorunca, “Korktum, ağladım, ağladım, yoruldum, sustum, sonra yine ağladım” diyerek boynuma sarılışı. Bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Bir türlü filmin sonu gelmiyordu. 
Nisan sonlarına doğru bir öğle paydosunda eve gelmiş ve zili çalmak zorunda kalmıştım. 
O sabah telaşla çıkarken anahtarı evde unutmuştum. Ama çok dert etmemiştim. Nasılsa kızım evdeydi. Kapıyı açardı. Ama açmadı. Açmadığı gibi sesinin bütün gücüyle “Anne” diyerek ağlıyordu. “Kızım, ben annenim, aç kapıyı” dedikçe o “Hayır sen annem değilsin. Sen kurtsun. Beni yiyeceksin” diye feryat ediyordu. Ne söyledimse inandıramadım. Dinlediği bir masaldan etkilenmişti besbelli. Yavrum, minik yavrum korkuyor ve ağlıyordu. Yarım saat uğraşmış, ikna edememiştim. 
Yapacağım tek şey vardı. Bir şekilde içeri girmek. Ama nasıl? Kapıyı kıracak gücüm yoktu. Nohutlu Tepesi’nde çilingir ne gezerdi. İçerde yavrum feryat figan ağlıyordu. Neden sonra alt kata inmeyi düşündüm. Kapıyı açan komşuma bir yandan olayları anlatıyor, bir yandan balkona doğru koşuyordum. Bir sandalye bulup balkona yerleştirdim ve üst kattaki evimin balkonuna ulaştım. Ben, 153 santimlik ufak tefek kadın, bir sandalye yardımıyla nasıl olup üç metrelik tırmanışı gerçekleştirerek, üçüncü kattaki evimin balkonuna ulaştım. Hala anlamış değilim. Sanki görünmeyen bir el beni yukarı çekti. Balkonun kapısı pek sağlam olmadığından, kilidi kolayca açıp içeri koştum. Kızım kapının dibine oturmuş, başını bacaklarının arasına sıkıştırmış ağlıyordu. Sarıldım, sarıldım, sarıldım… Göz yaşlarım onunkiyle karıştı. Koynuma büzüldü. Sadece “Annem, anneciğim, kurt beni yiyecekti” diyebiliyordu. O gün öğleden sonraki ilk dersimi kaçırdım. Müdürün ikazına rağmen kızımı sınıfıma götürdüm. Önce müdür muavini, sonra müdür tarafından azarlandım ama hiç cevap vermedim. Sadece göz pınarlarımda iki damla yaş belirdi. Ve o yaşlar müdürün birden susup özür dilemesine sebep oldu. 
Evet bu acı film bitecek gibi değil. Kızımın sesiyle irkildim.
“Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu. Feryat etmiyor sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan duyduğu rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu yüzüme. Hayatımın hiçbir anında böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi böylesine hırpalamamıştı. 
Kızımın kestane rengi saçlarını okşadım. Tokadımla kızaran yanağını öptüm. Başını göğsüme bastırdım. Onun hafızasında yer eden bütün acıları silmek istiyordum. En doğru, en eğitici sözleri bulmalıydım. Ama nasıl?.. Bu allak bullak beyinle nasıl? 
Öğlece ne kadar kaldık bilemiyorum. Bir ara konuşacak gücü bulabildim.
“Kızım, her okuyan kadın çalışmak zorunda değildir. Sen iyi bir anne olmak istiyorsun. Ben de iyi bir anne olmanı istiyorum. Ancak, okursan, bilgili olursan, iyi bir anne olabilirsin. Çalışmak zorunda değilsin ki. Sen de evde çocuklarına bakar, onlara okuma yazma öğretirsin” diye devam eden birçok cümle sıraladım peş peşe. Kızım ikna olmuş görünüyordu. Ertesi gün okuldan geldiğinde onu masanın başında Cin Ali kitabını okurken buldum. Kızım, okuyup yazmayı aylar önce öğrenmiş fakat ısrarla herkesten saklamıştı. 
Öğretmeni şaşkındı. “Nasıl olur da bir çocuk, bir günde bu kadar ilerleme kaydedebilir?” diye soruyordu. Bu sorunun cevabı öyle uzun ve anlaşılması öyle güçtü ki… O an susmak, en güzel cevaptı çünkü bu sorunun cevabını ancak ben ve Nazlıhan anlayabilirdik. Şimdi kızım, Gazi Üniversitesi’nde işletme okuyor. Anadilini çok iyi okuyup, yazdığı gibi iyi derecede İngilizce de biliyor. En önemlisi bir kadının hangi şartlarda olursa olsun çalışması ve ekonomik özgürlüğünü elde etmesi gerektiğine inanıyor. En güzeli de her fırsatta “Canım annem diye sarılıp yanaklarımdan öpüyor. Ben de onun, daha önce “o utandığım tokatla” kızart tığım yanağından öpmeye özen gösteriyorum. 
Emine Özgenç

20 Responses to “Ağladım, ağladım, yoruldum, sustum, sonra yine ağladım”

  1. cafenoHut November 4, 2011 at 8:31 am #

    oofff içim şişti… Ne hayatlar var gerçekten… Çok dokunaklı..

  2. MISSRED November 4, 2011 at 8:54 am #

    CafenoHut; ben de okuduğumda çok etkilendim. Bazen Begüm'ün uyanmasını bekliyoruz dışarı çıkmak için, eşime şimdi gitsek gelsek uyandığında bizi göremese çıldırır herhalde diyorum, düşüncesi bile insanı irkiltiyorken bir yerlerde bu olay gerçekten yaşanmış, çok acı:( Neyse ki kızcağız şimdi üniversite mezunu işinde gücünde bir insanmış, bunu bilmek de mutluluk verici:)

  3. Bahar ve kızısı Yağmur November 4, 2011 at 10:09 am #

    :(birşeyler yazmak istedim ama hafif kaldı 😦

  4. nesli November 4, 2011 at 12:20 pm #

    mahvettin ağlattın bitirdin beni 😦

  5. MISSRED November 4, 2011 at 1:12 pm #

    Bahar; ne desek boş gerçekten, tek söylenecek şey şükürler olsun.Nesli; ilk okuduğumda ben de etkisinden 2 gün kurtulamadım ve kendime söz verdim hiçbişeyden şikayet etmicem diye. Bir de şöyle düşün o kız şu an Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda uzman yardımcısı :))

  6. tijen miriam November 4, 2011 at 2:40 pm #

    sizi hep takip ediyorum ama bugune kismetmis yorum birakmak,yaziyi okuyunca birden gecmise gittim,ogretmen annenin cocugu olarak,gecen cocukluk gunlerime,bakicinin elinde yasadiklarimiza,annemizi ozlemle bekleyisime ve en kotusu de bakicinin gelmedigi gunlerde annemin beni, henuz bes yasindayken uc yasindaki kardesimle evde yanliz birakmak zorunda kalisi…ocagi kullanamayacagim icin sobanin dibine birakilmis bir tabak yemek…offff ,,gecmise goturdunuz beni.yillar gecti ,okul bitti,su anda calisan bir anneyim bende maalesf.ama en azindan bebegim guvenli ellerde.buna da sukursevgilerimle

  7. MISSRED November 4, 2011 at 2:53 pm #

    Tijen; kendi bebeğimi bıraktığımı hayal bile edemiyorum ama insan mecbur kalırsa ne yapabilir ki başka? ? Şimdi ben bir kaç saat geç gelsem kızım evde huzursuz ben dışarıda. Kim bilir annenin nasıl aklı kalıyordu sizde? Allah hiçbirimize yaşatmasın böyle zorluklar!

  8. Eylem Atılgan November 5, 2011 at 5:57 pm #

    Of… Beni de ağlattın gece gece.. Hayat hiç kimse için tatil yeri değil orası kesin de, bizim gibi ülkelerden hakikaten konsantre zor hayatlar çıkıyor..

  9. tijen miriam November 5, 2011 at 8:22 pm #

    bizim bebeklarimiz hep sansli olsunlar insallah

  10. lezzetiharikalarmutfagi November 10, 2011 at 10:03 pm #

    Bir solukta hemen okudum ve gözümden yaşlar süzülüverdi

  11. Buda benim dunyam:) November 29, 2011 at 4:03 pm #

    Ne kadar gerçek bir yazı..Okurken gözlerim doldu…www.margunundunyasi.blogspot.com

  12. İpek March 28, 2012 at 5:44 pm #

    Kimse böyle bir şeyle sınanmaz umarım hayatta. Bir de evde yalnız kalan o küçük kızın gözünden bir yazı okumak isterdim ben.

  13. AylinSılığ March 28, 2012 at 5:52 pm #

    Cok etkilendim:(

  14. Fatma GÜMÜŞ August 14, 2012 at 11:36 am #

    Ofisteyim ve şuan ağlıyorum, bende bloğumda paylaşmak istiyorum.

  15. Güner çil August 14, 2012 at 11:45 am #

    Allah hiç bir anneyi bu durumlara düşürmesin.2,5 yaşındaki çocuğu evde yalnız bırakmak…Off çok zor şartlar…Yazarken bile zorlanıyorum.http://miniklerveanneleri.com/

  16. Esin August 23, 2012 at 9:25 pm #

    Ben de öğretmenim ve çok şükür ki böyle durumlarla karşı karşıya kalmadım…2,5 yaşında çocuğu tek başına bırakıp okula gitmek :(( çok üzüldüm çok 😦

  17. Nihan August 27, 2012 at 3:49 pm #

    Aman Allahım, uzun süredir ağlamamıştım. Ben de öğretmenim. Çalışan annenin durumu zor gerçekten. Aslında okuyamadığını zannettikleri çocuk ne kadar şahsiyetliymiş. O yaşta nelerin farkına varmış.:((Benzer durumu yaşayan binlerce anne var.

  18. Syhn August 28, 2012 at 9:03 am #

    beni etkileyen kısımı başlıkta kullanmışsın zaten ne denir ki..

  19. Ms.Tolunay Fatih September 3, 2012 at 9:50 pm #

    Buna benzer bir hayatı kızınız gibi bende yaşadım.Anne öğretmen, baba öğretmendi.O minicik halimle evde tek başıma geçirdiğim, belleğimden silemediğim saatleri unutmak gerçekten zor.36 yaşında müzmin bekarım,özel bir şirkette satış&operasyon şefiyim.Olurda bir gün evlenirsem eşime ve çocuklarıma iyi bir eş ve anne olabilmek adına işimi ve kariyerimi bırakacağım.Hayat çok kısa ve en iyi şekilde yaşamaya değer.

  20. Duygu Erdoğan Karataş September 13, 2012 at 8:41 pm #

    çocukken annesi çalışan arkadaşlarımı hatırladım bir an ve sonra bundan 25sene önce ev hanımı annesi olan bir çocuk olduğum için ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha farkettim!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

cemsagkol

Smile! You’re at the best WordPress.com site ever

SERBEST KÜRSÜ

3 Okur 1 Yazar

Hayatı Kolayla

Hayatı kolay yaşamaya dair herşey...

Bir Sosyal Medya Uzmanı

Sosyal Medya ve Dijital Pazarlama Yenilikleri - Oğuzhan Yılmaz

aklıma düşen

Hayata dair herşey...

KocaBoğaz

yemiş* içmiş* yetiştirmiş*

İSYANIM VAR !!!

KONUŞURSAM OLAY OLUR

ANTRE

Kelimelere dökülmüş benliğim...

baharinay

Perdedeki Kadınlara Mektuplar

DÜNYANIN TASARIMI

Dünya görüşünüz tasarımlara yansır , tasarımlar da buraya !

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d bloggers like this: